Ana Sayfa > Site Yazarları

nurana tagieva - admin
​SOYLU KURTULUŞ'A DOĞRU
13 Ocak 2020 - 193 okunma

Mevsimlerden kış... Bilhassa seçilen bu hoyrat ve deli mevsim eylemleriyle konuşmaya, alışıldık düzenini ara vermeden sürdürmeğe devam ediyordu. Hiç sevmediği ve çok ürktüğü bu kış mevsiminden bile zevk almaya başlamanın yarattığı çelişkiden kaçmak için bilincini kapatmaya çalışıyordu. “Bu hayata katlanabilmek istiyorsan bilinci kapatıp, farkındalık duygusunu öldüreceksin, başka yolun yok”, demişti yıllar önce kendine. 
 
Çok az zaman sonra bitireceği bu hikaye için seçtiği o mekana doğru adım adım ilerlerken aklından geçenlerin haddi hesabı yoktu. Kendine armağan edeceği son cümlesini kurgularken, ona en yakışanı seçmeliydi. Kendine vedası da yaşamı gibi çaresiz, içinde çeşitli korkular barındıran bir cümleyle olmalıydı. Çünkü o sonunu da yakışır biçimde yaşamalıydı. Çünkü o yaşamın ucuna kendi isteğiyle yürüyenlerdendi.
 
Uzun bir yolu ağır adımlarla başa vurup, bitireceği hikaye için seçtiği Hazar kıyısında ıslak taşın üzerine çömeldi. Yağmur damlalarına karışıp izini yitiren gözyaşları bu sefer başkası için değil kendi için akıyordu. Kendini yolcu ederken konuşan gözlerinin acısını ifade ediş şekliydi usulca düşen damlalar. Yorgun bedeni ve her biri türlü türlü yaralar alıp ölen duyguları, ölüm suskunluğuna bürünmüşlerdi. Hissetmiyordu artık, soğuğu. Üşümüyordu korkak ve ürkek kalbi. Çünkü candan önce o can vermişti. Yaşayan tek dostu yalnızlığıydı. Hayat yolculuğu boyunca hep yanındaydı ama bu sefer karşısına geçmişti. Onun da yalvarış şekli böyleydi galiba. Onu bırakıp giderken kıymete binmişti can. Yalnızlığının gözlerinin içine bakıp konuşmayı hep hayal etmişti. Bugüne nispet...
 
Günahkarsın be Ağustos. Yoksun bile ey Eylül, Ekim. Zalimsin be Kasım. Durgunsun gözüyaşlı Aralık. En baştan yeni ve yeniden başlamaya hep bin pişmansın be Ocak. Sen ise gözükmeyen bir yokluksun Şubat. Senden sonrakiler de senin olsun, senin gibi yok olsunlar. Ben aldım başımı gidiyorum ama en sitemli vedam sizleredir. Bu mısralardan sonra ağzımdan bal damlayacak emin olun. Herşeye, herkese gülerek veda edeceğim ama sizlerden dargın ayrılacağım. Sizi asla affetmeyeceğim, dedi.
 
Soylu kurtuluşa doğru yol alırken yanımda ne götürüyorum diye sorarsan, iki farklı cinsten hediyeler götüreceğim bilinmezler diyarına. Benim olmayanların bazılarını ve benim olanların tümünü. Benim olmayan, tadamadığım, yaşayamadığım, yarım kalan arzularımı sağ omzuma, benim olan pişmanlıklarımı, hatalarımı ve bu hazin sondan arda kalanları da sol omzuma yükledim, gidiyorum. Aşık Veysel gibi uzun ince bir yolda da değilim üstelik. Yolum kısa, zamanım dar, menzilim yakın...
Son sevişmemi yaptım. Son yemeğimi, son tatlımı iştahla yedim. Son çayımı, son kahvemi de içtim. Son kez kalemimi aldım elime, bir güzel saydırdım gelmişine geçmişine. Şimdi son sigaramı içeceğim ve son uykumu derinden alacağım. Bir de kendime son sözümü armağan edeceğim:
“Ey benim telaşlı, aceleci ruhum artık seninle de anlaşamıyoruz. Bence en güzel gidiş bizimkisi olacak. En soylu kurtuluşa biz imza atacağız. Affedin beni, arda kalanlarım.”
İçine çektiği son sigara dumanına emanet etmişti, kırgın gençliğini. Onun dinmek bilmeyen iç sesini susturan deniz dalgalarının çığlığına karışmıştı, içinde büyütemediği çocuğun haykırışı...  

Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


nurana tagieva Diğer Yazıları

04 Temmuz 2019 - BAZI DUYGULARIN KOKUSU KALICIDIR
Anasayfa | Künye | Gazeteler
CH
UA-107511990-1