Ana Sayfa > Site Yazarları

DİLAY GÜNGÖRMÜŞ - admin
'ARTIK KADIN CİNAYETLERİ SON BULSUN'
16 Ağustos 2018 - 2578 okunma

Merhabalar, öncelikle geçen yazımın sonunda bir sonraki yazımızın konusunun stres ve onunla baş edebilmenin yolları olacağını belirtmiştim. Ancak toplumun bir başka kanayan yarası olan kadın cinayetlerinin ne yazıktır ki daha ön plana çıkmasından duyduğum rahatsızlıktan dolayı bu durum karşısında kayıtsız kalamadım. Ve bu hafta ki konumuzu “KADIN CİNAYETLERİ SON BULSUN” başlığı altında paylaşalım, konuşalım, yazalım istedim. 

Aslında kadına şiddet cezasız kalmaması gereken, aynı zamanda tedavi edilmesi gerekliliği olan bir sendromdur. Bu sendromun bilimsel ismi Othello sendromudur. Bu patolojik rahatsızlık adını Shakespeare’in en önemli eserlerinden biri olan Othello’dan almaktadır. Eserde Othello yakalandığı kıskançlık hastalığı nedeniyle, gerçek olmayan birtakım şüphelerin içinde boğularak aşık olduğu karısını ve kendisini öldürmektedir. 

Peki Othello Sendromu nedir ve daha sıklıkla kimlerde görülür?
Bu sendrom kişide gerçek olmayan takıntılar ve davranışlar meydana getirir. Örneğin; kişi sık sık eşinin kendisini aldattığını düşünür, bu sebeple de eşini eve kapatmak, telefon konuşmalarını dinlemek, telefonunu sürekli kontrol etme eğilimi, giydiklerine ve arkadaşlarına karışmak gibi çeşitli davranışlarda bulunur. Bu sendrom kadınlardan ziyade daha çok erkeklerde görülür. Maalesef ki, haberlerde, gazetelerde gördüğümüz kadın cinayetlerinin bazıları bu tür patolojik rahatsızlıktan dolayı meydana gelmektedir. Çünkü taraflar boşansalar dahi kıskançlık devam edip, bir süre sonra fiziksel şiddet ve yaşamına kast etme vb gibi davranışlar meydana gelmektedir. Eşim beni terk edemez, benden vazgeçemez, benden başka birisiyle onu düşünemem gibi adı aşk olmaktan çıkan düşünceler bu rahatsızlığı meydana getirerek ülkemizin baş problemleri arasında yer alan kadın şiddetlerine sebebiyet vermektedir.
Peki Othello Sendromuna yakalanma riski kimlerde daha sıklıkla görülür?
Bipolar bozukluk, Şizofreni, nadiren Parkinson hastalığı, Bunaklık durumu, Beyin iltihabı ya da Beyin tümörü, Cinsel işlevin azlığı, Alkol ve diğer madde bağımlılığı, Endokrin bozukluk ve Hidrosefali gibi durumlar Othello sendromuna yakalanma riskini tetikleyebilmektedir.

Bu hastalığın tedavisi var mı?
Othello sendromu tedavisi oldukça güç ve sabır isteyen bir hastalık olmakla birlikte tedavisi vardır. Hastalığa sebebiyet veren etkenleri bulmakla birlikte, uygun psikoterapi ve ilaç tedavisi uygulanabilir. Tedavide, Aile Terapisi, Davranış Tedavisi, Bireysel Psikoterapi vb gibi uygun olan terapi yöntemi belirlenerek, gerek görüldüğü takdirde Uzman Psikiyatriste yönlendirilerek Antipsikotik İlaç, Antidepresan İlaç vb farmakolojik tedavilerde eş zamanlı olarak terapiyle birlikte uygulanabilir. Ayrıca tedavinin sabırlı ve sancılı bir süreç olduğunu tekrar hatırlatmakta fayda vardır. Aynı zamanda tedavide devamlılık esastır.
Maalesef ki günümüzde kadına şiddet uygulayan kimselere bunun tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu kabullendirmek neredeyse imkansızdır. Kadına şiddet yapmışsa, kadın bunu hak etmiştir onun gözünde. Onu kendi yöntemleriyle cezalandırmıştır. Hasta olan kendisi değil, onun sözünden çıkan kadındır. Üstün olan kendisi, himayesinde olan kadındır. Tüm Dünya ülkelerinde değişmeyen bir yazgıdır kadına şiddet. Daima itilip kakılan, hor görülen, Nazım Hikmet’in de şiirinde belirttiği gibi sofradaki yere öküzümüzden sonra gelen hep kadın olmuştur. Demokratik olarak haklar verilmeye başlandığı zaman bile İnsan Hakları ve Kadın Hakları diye iki başlık altında sıralanmıştır. Oysa ki, kanımca kadın hakkı diye bir şey olmamalıdır. Çünkü Kadın=İnsandır. Yani kainatın bir parçasını oluşturan kadın ve erkek ortak bir paydadır. Biri diğerinin karşısında ötekileştirilemez, sınıf ayrımı gözetilemez. Hal böyleyken kadına şiddet uygulayanların hukuktaki cezası yeterince caydırıcı değildir. Sadece şiddet uyguladığı kadına Aile Mahkemesi tarafından belirli mesafede yaklaşmaması ile tedbir kararı verilen ve bu tedbire uymayan kişiye 3 ila 10 gün arası zorlama hapsi cezası verilmektedir. Ancak son zamanlarda Yargıtay tarafından kadına şiddete en üst sınırdan ceza verilmesi ve bu cezada indirim yapılmaması şeklinde sevindirici hükümler verilmektedir. Ancak yine de kişi bu cezayı alsa bile semptomatik olarak tedavi edilmesi gereken bir hastadır. Ceza süresi bitmeden tutukluluk esnasında ya da serbestlik durumunda dahi zorunlu olarak bu tedaviyi yaptırmalıdır. Böylece ceza süreci sonrasında topluma sağlıklı bir birey olarak kazandırılabilir.

Peki şiddete maruz kalan kadın demokratik haklarının dışında psikolojik olarak iyileşmek için ne yapmalıdır?
Öncelikle kadın bilmelidir ki, yaşadığı kötü olay kendinden kaynaklı bir suç değildir. İçinde bulunduğu duygusal çöküntüden yardım almaksızın çıkması pek mümkün olmamaktadır. Mutlaka bir uzman tarafından destek almalıdır. Kendine olan saygısını yitirmemeli, bu durumu sineye çekmemeli, gizlememeli ve utanmamalıdır. En önemlisi de ilk kez oldu, bir daha olmaz diyerek bu durumu kabullenmemelidir. Öfke kontrolü olmayan birisiyle yaşamak, yarın öbür gün farklı kötü sonuçlarda doğurabilmektedir. Hal böyle olunca da Münevver Karabulut, Serpil Erfındık, Ayşegül Küçükoğlu gibi daha nicelerini kurban vermek kaçınılmaz olur.
Bu dünya hepimizin.. Kadınıyla, erkeğiyle, yaratılmış olan tüm canlı varlıklarıyla aynı yerkürede eşit haklarla yaşamak her yaratılanın hakkıdır. Temennim odur ki, biri diğerinden ötekileştirilmeden, sınıflandırılmadan, ayrıştırılmadan sevgi ve hoşgörü içerisinde yaşamını idame ettirebilsin. Kadın toplumdaki yerini hak ettiği biçimde alabilsin. Şiddet görmeden, cinayetlere kurban gitmeden, haklarını alabilmek için mücadele etmek zorunda kalmadan kadınlığını, analığını yaşayabilsin. Çünkü kadınlar bizim kadınlarımızdır.
Bir önceki yazımdan bu zamana dek bazı okuyucularımız tarafından mailime gelen  bir soruyu ve cevabını buradan sizlerle paylaşmak istiyorum.

Okurlarımızdan G.A.’nın sorusu şöyle idi;
6 yaşındaki kızım bana aşırı öfke duyuyor, ben ne yaparsam aynısını yapmaya çalışıyor, eşimin bana aldığı hediyeleri benden alarak bana daha çok yakıştı diyor, sen olmasan biz babamla daha mutlu olurduk sen bu evden git gibi sözler kullanıyor. Ne yapabilirim? Yardım eder misiniz?
Sevgili G.A. öncelikle belirtmeliyim ki, bu başına gelen durum aslında birçok ebeveynin sıklıkla karşılaştığı bir durumdur. Bazı çocuklar bu durumu daha yüzeysel atlatırken bazıları daha sancılı geçirebilmektedirler. 3-6 yaş aralığı çocukların Ödipal Dönemidir. Yani çocuk kendisini keşfetmeye başladıkça kendi cinsinden olan ebeveynine karşı öfke ve kıskançlık duymaya başlar. Kız çocuksa babaya, erkek çocuksa anneye karşı hayranlık beslemeye başlar. Ve diğer ebeveynini kendisine rakip olarak görür. Çocuk yaşadığı bu öfke ve kıskançlığı anlamlandıramaz, gene anlamlandıramadığı gereksiz bir saldırgan tutum içine girer. Burada ebeveynler birlikte hareket etmelidirler. Sizin yapma dediğiniz, izin vermediğiniz şeylere baba da onay vermemelidir. Yani ebeveynler arası çatışma olmamalıdır. Ayrıca çocuğumuz kıskanmasın diye ebeveynler birbirlerinden uzaklaşmamalıdır. Çocuğa karşı sabırlı, anlayışlı davranıp ailede herkesin birbirini sevmesi gerektiğini, birini diğerinden daha çok sevmediğini ben iyi ki annenle/babanla evlenmişim, iyi ki sen olmuşsun gibi onu içerisinde barındıran sevgi sözcüklerini belirtmelidir. Ancak ben bu durum karşısında yine de bir Uzman tarafından yardım almanızı öneririm. Böylece süreç sizin için daha sağlıklı ve kısa sürede ilerleme kaydedebilir.
Psikolog Dilay GÜNGÖRMÜŞ
Sorularınız ve Önerileriniz için: psikolog@dilaygungormus.com

Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


DİLAY GÜNGÖRMÜŞ Diğer Yazıları

18 Eylül 2018 - STRES VE ETKİLERİ
27 Temmuz 2018 - PEDOFİLİ

 


 
 
 

Üye Girişi
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Radyo Canlı Yayın
Sayfalar
Anasayfa | Künye | Gazeteler
CH
UA-107511990-1